Epigenetik: Düşündüğümüzden Daha Fazlasını mı Miras Alıyoruz?
- 21 May 2023
- 1 dakikada okunur
Embriyoların sağlıklı gelişimine yönelik unsurlardan birinde yapılan bir buluş, ebeveynlerimizin yaşadığı ve ebeveynlerimizden miras aldığımız tecrübelerin bizi nasıl şekillendirdiği ile ilgili bildiklerimizi değiştirebilir. Yapılan araştırmada, DNA’yı kontrol eden ve normal olarak nesiller arasında sıfırlanan epigenetik bilginin anneden çocuklarına daha sık taşındığını belirtiyor.
Walter ve Eliza Hall Enstitüsünde çalışan bilim insanlarının yaptığı çalışmada, hangi genlerin anneden çocuğuna epigenetik bilgi geçmesini sağladığı ve bu olağandışı süreci kontrol etme yönünden hangi proteinlerin önem taşıdığını anlamayı sağlıyor.
Hızla büyüyen bir bilim dalı olan epigenetik, genlerimizin ne şekilde açılıp kapanarak vücudumuzdaki farklı hücre tiplerinin üretilmesine yönelik genetik talimatlara olanak sağladığını araştırıyor. Epigenetik değişimler, stres ve beslenme gibi çevresel değişkenlerden etkilenebiliyor fakat bu değişimler DNA’yı değiştirmediği gibi normalde anneden çocuğa geçmiyor.
Az miktarda işaretlenmiş bir gen grubu epigenetik bilgiyi nesilden nesle taşısa da, annenin epigenetik durumunun şimdiye dek başka çok az geni etkilediği belirlenmiş. Yeni araştırma ise annenin yumurta hücresindeki belli bir protein ikmalinin, çocuktaki iskelet biçimlenmesine yön veren genleri etkileyebileceğini gösteriyor.
Profesör Marnie Blewitt, bulguların araştırma grubunu oldukça şaşırttığını söylüyor. Walter ve Eliza Hall Enstitüsü epigenetik ve Gelişim Bölümünün eş başkanı olan Blewitt, “Başta oldukça şaşırdık çünkü böyle bir keşfi beklemiyorduk. Annenin epigenetik bilgisinin vücudun şekillenmesinde ömür boyu sürecek olan sonuçlar doğuran etkiler göstermesi çok heyecan verici bir durum, epigenetik bilgi aktarımının bugüne kadar düşündüğümüzden çok daha fazla gerçekleştiği akla geliyor.” diyor.
Walter ve Eliza Hall Enstitüsü öncülüğünde ve Monash Üniversitesinde çalışan Yardımcı Profesör Edwina McGlinn ile Avustralya Yenileyici Tıp Enstitüsü ortaklığında yürütülen çalışma, Nature Communications dergisinde yayımlandı.



Yorumlar